KOKU VE TAT

20-03-2013 2672 2 yorum. Yorum Ekle

Bir gülü kokladığınızda ne hissedersiniz? Ya da bir gün batımı manzarasında; neyi kimi hatırlarsınız? Veya bir zamanlar doğal gaz olmadan önceki dönemlerde yaktığımız; halen de kullandığımız sobadaki çıra kokusunda? Ve o soba üzerinde pişen, başında keyifle beklediğimiz kestanenin ve yanık portakalın aromalı kokusunda? Ya da ilkbaharda yağmurla ıslanan toprak kokusu, sizi kim bilir nereye götürür?

Hatırladığım kadarıyla, bir ara Hürriyet Gazetesindeki yazılarına ara veren yazar Tuna Kiremitçiye “ köşe yazılarınızla ilgili yeni teklifler geliyor mu?” diye sorduklarında “tekrar başka bir yerde başlayabilirim hakkını vererek yapmaya çalıştığım bir şey köşe yazarlığı ve asıl önemsediğim; memleketi değil; okuru kurtaran bir köşe yazarı olmak, bu yazarlara da ihtiyaç var” diyordu… Doğru bir tespit bence… Tabii ki her yazarın görüşü, yorumu farklıdır… Ben de naçizane bana ayrılan köşede yazılarımı paylaşırken; sizlere doğru olanı aktarmaya bazen de mesaj kaygısı olmadan içimdeki denizden yakamozlar yansıtmaya çalışıyorum… Ancak bir önceki yazımdan farklı olacağını umduğum bu yazım; okuru kurtaran bir yazı olacak herhalde… Neyse karar sizin…

Geçen aylarda Beykoz Belediyesi tarafından vefatının 100. Yılında kültür hayatına kazandırılan “Ahmet Mithat Efendi” adlı eserin yazarlarından olan, kendisiyle bu sebeple tanışma fırsatı bulduğum yazar ve şairimiz Vahap Akbaş’ın, aylık çıkan Dil ve Edebiyat dergisindeki şiirinden bir alıntı yapacağım.

Uzak uzun zamanlar çarşısında şimdi

Bir camekândadır şavkıyan gülüşün

Nefesin zencefilli tarçınlı

Akide şekeri kavanozlarında

****************************

Dalgalanıyordu yine saçların

Hisarbuselik bir esintide

Kelimelerin ki kuşlokumuydu her biri

Nane ferahlığı yayıyordur etrafına kesin

…Diye sürüp giden bir şiir…

Kokular, imgeler, çağrışımlar, nesnelerin hatırlattıkları,  zaman ve mekan mefhumunun; hayallerin ötesinde yaşanan, hatta yaşayan bir şiir bence… Bizim anladığımız farklı, kim bilir şair hangi duygularla ifade etmiştir… Yine, yazılarını çok beğendiğim fakat kendisiyle tanışma fırsatı bulamadığım bir yazar olan Ali Çolak’ın yakında okuduğum bir köşe yazısı bu saydığım örneklerle dolu. Uzun zamandır yazmak istediğim bu konuyla ilgili yazımı kaleme almama neden olan yazısı…“Kırk Yıllık Çay Tabakları” başlıklı yazıda, pırıl pırıl, kırmızı siyah rengi hiç solmayan kırk yıl kullanılmış olan malamın çay tabaklarından bahsederken, ne çok şeyin çaylarla birlikte gelip giderken unutulduğunu…Çay kaşığı şıngırtılarının bile evlerde dirlik habercisi olduğunu.Çocukların, oyuncaklarını bir günde bozduklarını,kıymet vermediklerini,silgilerini boyunlarına asmadıklarını, kaybolunca bile aramak yerine yenisini aldıklarını,aynı alışveriş çılgınlığının büyüklerde de olduğunu,AVM lerde,çarşıda pazarda şaşırtıcı bir şekilde insanların kıtlığa uğramış gibi alışveriş edişine,arabalar dolusu yiyecek giyecek ürünleri alıp götürüşlerine anlam veremediğini anlatmış..Bir de komik olan ama aslında ağlanası hale güleceğimiz bir örnek de veriyor.Eskiden köye büyüklerimize telefon ettiğimizde  “Hayrola bir keder mi var?diye soruşlarının çok doğal olduğunu çünkü o zamanlar telefonun  konuşma değil iletişim, haber alma  aracı olarak kullanıldığını şimdiki çocukların ise  telefonu ellerinden düşürmeyip adeta yapışık yaşadıklarını görürlerse hayrete düşeceklerini, gençlerin evliliği oyun sanıp yazın evlenip kışın ayrıldıklarını çok güzel anlatmış…Sonunda da çay tabaklarımızın, çeyiz sandıklarımızın, dokuma seccademizin ve pencere önünde su bardağına ıslanmış nergislerimizin kalmalarından ve bu alışkanlığı değiştirmememiz gerektiğinden bunların onu çok bahtiyar ettiğinden bahsetmiş.

Beni geçmişe götüren başka bir şey de zeytin kokularıdır… Sarnıçların içinde buram buram zeytin kokuları… Küçükken annemlere yaz tatiline gittiğimiz ; zeytin diyarı olan turistik, cennetten bir köşe sandığım  Edincik’te  komşularımızın evinin bir köşesindeki sarnıçlar..Bu yıl nostalji yapayım diye oraya vardığımda, çocukken içine düşeriz diye korktuğumuz o sarnıcı; artık görememenin hüznünü yaşadım..Yerine modern  bir banyo teşkilatı kondurulmuştu…

İşte bu tat…Böyle bir şey yok….Dediğiniz oldu mu hiç? Yediğiniz bir yiyecek; sizi geçmişe götürdü mü? Zaten damak tadı dediğimiz şey, geçmişten gelen yemek kültürümüzün damağımızda bıraktığı tat ile alakalı değil midir? Ya da nerede o eski domateslerin koku ve tatları diye iç geçirişiniz…

Beykoz Belediyesi Kültür Yayınlarından çıkan Beykoz Kültür ve Sanat Dergisi 2. Sayısında yazar Mario Levi ile İstanbul Kültürü ve Sanat üzerine yapılan röportajda özet olarak şu cümleler yer alıyor: “Eğer hayatından; boğaz, balık, vapur, martı, simit, sahil plajı geçmemişse, bunların kokuları hafızanda bu resmi harekete geçirmiyorsa İstanbul’luluktan bahsedemeyiz. Ekler yerken sadece bir tatlı pasta olarak görmüyorum. Lezzet ve kokusunda koskoca bir geçmişi görüyorum. Ananemi, arkadaşlarını, 5 çaylarını görüyorum. Şişli’nin artık olmayan eski pastanelerini görüyorum. Kültür de böyle bir şey… Geçmişi olan; ritüeli olan… İstanbul;(imgeleme açısından yazara göre) hurmalı koyun eti yahnisidir. Beykoz paça çorbasıdır aynı zamanda. Bize aktarılan mirastaki İstanbul ruhuna ihanet edemeyiz. İstanbul’un ruhu çok kültürlülüktü, renklerin, tatların, kokuların iç içe geçmişliğiydi. Osmanlı bunu çok iyi anlamıştı. Zerafet ve nezaketin hemhal olmuş hali… Erguvanlar, Boğaziçi, camiler, güvercinler, çiçek pasajı, Rebul eczanesi ve onun limon kolonyası, Kurbağalı dere kokusu, Kadıköy, Üsküdar, Eminönü, Karaköy’deki balık pazarları ve balık kokusu gibi.” Bence içinde geçen yemekler gibi nefis, söylediği kokuları az buçuk duyumsamış biri olarak ise güzel  bir söyleşi olmuş.

Gül kokusu… Gönül; güldür ilahisindeki gibi… Gönüllerden kopup gelen rahiya… Yeryüzünde yaratılış amacımıza, Allah’ımızı kendimizi tanımamıza çok büyük anlamlar katan Sevgili Peygamberim iz’in kokusunun simgesi… Bir demet gül, belki kokusuna, anlamına binaen ayrılıkları barıştırma, güzel anları pekiştirme gücüne de sahip… Ya da hep biz mi ona öyle anlam katmışız?

İşte benim de denizimdeki yakamozlardan bazıları… Seyrettiğiniz  (!) için teşekkürler  


Yorumlar

Omer Kasap 20-03-2013

...

Her ay ayri kokardi cocuklugumda. Mevsimleri kokulalardan takip ederdim. Cocuk bedenime burun ucum klavuzluk ederdi. Domates kokardi bahcemiz misler gibi. Yari omrumde alamadim o kokuyu. Domates kokusu yorucu okul doneminin tatile donusu, erik kokusu ise denize girilebilecek mevsimi isaret ederdi. Pide kokusu ramazani, un kurabiyesi evde misafiri. Her koku ve sesin ayri bir anlami vardi.
Simdi marketlerden aldigim hicbirseyi koklamiyorum. Anadoluya yaptigim seyahatlerde koy pazarlarinda ariyorum cocukluk kokumu;Domates ve cilek.
Hicbir pastane annem kokmuyor. Eve geldigimde kapi onunde onlarca ayakkabi yada koro halinde karistirilan cay bardaklari karsilamiyor beni.
Kokulari hatiralarla kodlayan baskalarininda oldugunu bilmek iyi geldi:)

Saara Yılmaz Özenç 18-04-2013

Duygunun, içtenliğin şerisin:))

Duygunun içtenliğin sesimin ve tebrikler... Tam yazına başlarken içimden geçenleri belirtmiştiniz yazında. Güncel siyasi değil, sonsuz bir kaynağın bir kolundan serinlemek gibi seni okumak:) yalın, sade ama içten, gerçek duyguların adı gibisin. Memleketi yazılarında değil ama belki kendine sakladığın bilgi ve donanımınla, doğru tercihlerinle kurtar. Seni seviyorum arkadaşım, ince ele sık doku. Senin aklın emin ol birçok akilden akıllı; vicdanının sesini dinle ve dinlet. Gerisi Allah hepimizi affetsin:)

Toplam 2 yorum bulundu. 1-2 arası listeniyor.
Bilal Karabacak

Merhabalar Sevgili Beykozlular…

26-10-2018 Yorum yok. 1730
Ozan Derviş

ADAY ADAYLARIMIZA ÖZEL

26-10-2018 Yorum yok. 1464
Neyir Erkan Şişman

ANDIMIZ

26-10-2018 Yorum yok. 816
Hacı Arıcı

YÖREMİZ – KÜLTÜRÜMÜZ - TARİHİMİZ

26-10-2018 Yorum yok. 764
Taner Mert "Mert Beykozlu"

İnsanlık Nereye Gidiyor

26-10-2018 Yorum yok. 1216
Zeynep Küçük

Beykozlu İnsanımız Sıfır Atık’ta da Öncü

26-10-2018 Yorum yok. 774

TOPLUMSAL BARIŞ

26-10-2018 Yorum yok. 1070
Yaprak Akın

ÖN YARGILARIMIZI ÇÖPE ATALIM !

26-10-2018 Yorum yok. 697
Tekin Toklucu "Ters Köşe"

SEÇ BAKALIM..

26-10-2018 1 yorum. 754
Asiye Çakır

SİZİN GÖZÜNÜZ HANGİSİ... ???

28-09-2018 Yorum yok. 1757
Ergin Tüfekçi

BEYKOZUMUZ DAKİ TURİZM ELÇİLERİMİZ

15-08-2018 Yorum yok. 1087
Cüneyt Pulant

İnsanoğlu iyiliklerle yaşar

15-08-2018 Yorum yok. 2039
Füsun Sökmez "Al Yazmanın Sesi"

OYUMU NASIL KULLANACAĞIM?

13-06-2018 Yorum yok. 2574