NOSTALJİ VE ŞİMDİ

18-12-2013 2444 2 yorum. Yorum Ekle

Eskidendi… Televizyon yoktu belki birçok evde. İnsanlar, haberleri radyo ve gazeteden veya tek TV kanalından takip ederdi… Mesela ben, evin küçük ve tek kızı olarak, her Pazar, hep bir gazete alırdım evimizin köşe başındaki küçük ama her şeyi bulunan mahalle bakkalımızdan… İmkânlar kısıtlıydı, büyükler belli etmezdi belki ama mutluyduk, milletçe… Yokluğun anlamını bilmez ama büyüklerimizin halinden, bizlere göstermeyişlerinden anlamaya çalışır, kıymet bilirdik… İnternet çağı olmadığından; günümüze göre cahil sayılmamız gerekirken, sayısını unuttuğum kadar fıkra, bilmece ne çok oyun ve hikâye bilirdik… İnsanlar da bilgili, içleri dolu, keyifli, mutlu ve huzurluyduk.

Dışarıda yağan kar, içeride yanan kuzine ya da soba vardı. Nerede o eski ramazanlar; bayramlar tadında bir yazı olacak belki ama işte öyleydi. Takın kemerleri geçmişe uçuyoruz… Akşam olunca hele elektrikler kesilince sobanın kızıl alevi, odanın tavanına yansır, o esnada gölge oyunları, duvara yansıtılıp oynanırdı. Portakal diliminin sobadaki karamel kokusu, güzel bir Pazar sabahı ailece yapılan kahvaltıda annemin yaptığı ekmek ve pidenin, taze sütün, çayın, soba üstü kızaran ekmeğin, pirinç çorbasının tad ve kokusunu yemin ediyorum unutmadım.

Uzman bir pedagog “Çocuklardan çocukluklarını çalıyoruz. Çocukların önüne elektronik oyuncağı koyup, arkadaşla birlikte oyun oynama kültürünü elinden aldık ”diyordu. Şimdiki gibi gürültülü, kalabalık avm’lerin önlerinde hamburger veya acayip yiyecekler yiyip bol asitli içeceğe ram olan, bunları gerçek tad alma duygusu sanan çocuklar yoktu eskiden. Bir kerecik olsun sıcak tarhana çorbası ve domatesin kokusunu bilmeyen ama büyük marketteki çikolatanın yerini bilen çocuklar var artık. Keşke sevdiğimiz koku ve tatları saklayan bir gizli hazine kutusu olsa…

Babam öğretmendi, bu sebeple Anadolu’nun çeşitli yerlerini gezip birçok yeni kültürler ve kişilikler tanıdık. “İlkokulda çok öğretmen değiştirdin ama hiç bocalamadın” derdi annem. Yazımı, İstanbul’da bulunduğumuz zamana göre yazdım.  Orta halli durumumuz vardı…

Hani şu orta direk zamanları. Yokluğu çok yaşamadık belki de, büyüklerimiz göstermedi bize o taraflarını… Varlık ta da şükrettik hep. Hiçbir şeyde özencimiz kalmadan, dolu dolu bir çocukluk yaşadık. Belki de kanaatkârdık fazlasıyla. Birkaç renkli kumbaram oldu ama ben en çok kartondan yapılmış, babamın tayini dolayısıyla gittiğimiz Malatya’daki boş kayısı kutusundan yaptığım kumbaramı çok sevdim… Onunla ihtiyaçlarımızı karşılaması için anneme ısrarla para verme çabamı hatırladıkça gülerim.

Her yeni yıla mutlu girer, her bayram yeni bayramlıklarımız olurdu… Başucumuzda beklettiğimiz yeni ayakkabımız ile tekstil dünyasının bu denli çığır açmadığı, kendi terzimize diktirdiğimiz yepyeni elbisemizin olduğu zamanlar… Bir gece yarısı bayram arifesiydi sanırım, uykumdan uyanıp annemi izledim… Annemin elinde bir yerden tanıdığım bir kumaş… Bozulup, kenar süsü yapılmış, ertesi gün giydiğim güzel bir bayramlık haline gelmişti.

Evimizin beton yığını olmadığı günlerde, kardeşimle oynadığım saklambaç, top, ip atlama taklit, müzik, yeni çıkan robot oyuncak ve oyunlarını unutamam. Taşındığımız evin birinin bahçesinde tenis bile oynar, bisiklet sürerdik. Hatta ev sahibimizin arabasının camını bahçede yarım kalan badana boyasıyla boyayıp muzipçe kaçışımızı, sonra özür dileyişimizi ve utanışımızı, çaresizce başımızı öne eğişimizi… Yıllık ödevleri, şimdiki adıyla proje ödevlerini hazır bilgisayar programından indirmek yerine, komşumuzun üst sınıfta okuyan abla ya da abisinden ödünç aldığımız dev gibi ansiklopedilerden kaynak göstererek güç bela ama anlayarak yapardık.

TV. nun, bilgisayar oyunlarının esiri olmadığımız zamanlardı. Çocuk romanları yazarı Kemalettin Tuğcu’nun günümüzde filme çekilen kitap serilerini- yıllar sonra aynı işyerinde çalıştığımız iş arkadaşım- Serpil’den alır bir çırpıda okurdum. Mizah dergilerinin ise sıkı takipçisiydim, hiçbir sayısını kaçırmazdım. Şimdiki çocukların belki birkaçının bile yapamadığı yaratıcılık ve ustalıkla çamurdan evler, çimenden de yemekler, dolma ve köfteler yapardık Akbaba köyünde; çocukluk arkadaşım Nesrin’le… Erik ağacının altındaki salıncakta sallanma sırası için ağlardık. Şimdi bize o zaman büyük gelen ağaç da yok yerinde. Dışarıda yağan yağmur, daha farklı kokuturdu toprağı… İklimlerde mi değişti ne?

Eskiden belki dış dünyamız dağınık, ama iç dünyamızda mutluyduk. Genel olarak söylüyorum, şimdi ise dışımız derli toplu ama iç dünyamız huzursuz, mutsuz… 80’ler ya da 90’lar dizilerini izleyenler var mı? Belki oradaki mutlulukları hafızalarınız bir yerlerden hatırlıyordur. Artık, sosyal, manevi değerler daha mı yozlaşıyor? Büyüklere saygı, küçüklere sevgi erdeminde bulunmak, çok mu zor? Hafta sonları bizden biraz uzak bir semtte veya mahallede oturan aile dostlarına, hasta komşulara çat kapı ziyaretler yapılır; bundan da mutluluk duyulurdu… Hep birlikte yemekler hazırlanır, o esnada bile yeni bilgiler öğrenilirdi…?

Kendimden de pay biçerek söylüyorum, eş dost akraba ziyaretleri maalesef İstanbul şartlarında artık çok zayıfladı. Zaman giderek sürekli bir yerlere yetişmek zorunda kalan bizler için kısalıyor; modern insanın hayatından çalıyor. Geçen gün sanatçı Emre Aydın’la yapılan bir röportaj dikkatimi çekti. Kendisinden niçin neşeli şarkılar yapılmasının istendiğini anlayamadığını, tam da bu konu üzerine “ Bunlar, zamanın insandan götürdükleri. İstanbul’da her şey kotarmaya yönelik. Daha hızlı ve daha stresli bir şehir, beni de değiştirdi” diye cevaplıyordu. İşyerimize Ankara’dan tayin çalışma arkadaşımızın ilk geldiği günlerdeki tespiti ise: “İstanbul’da herkes sürekli bir yerlere yetişme telaşında ve insanlar sürekli hareket halinde” diyordu, zamanla O’da bu tempoya ayak uydurdu sanırım…

“Komşusu açken tok yatan bizden değildir” düsturunca yaşayan bir millettik… Halen öyleyiz belki de, duyarlıyız yerine göre ama bence eskiden daha çok vefa vardı… Komşuya götürülen bir tabak sıcak yemekten sonra eve güler yüzle, iç huzuruyla dönerdik. Kim aç, kim tok bilinir, yardım edilirdi. Şimdiki sosyal medya ağlarındaki dedikodular yoktu… Mahallenin en bilgin teyze veya ablasından öğrenilirdi havadisler, safiyane, masumane… Büyükler soba başında çaylarını yudumlarken, küçükler de nasibini alırdı oyundan, sohbetten, anlatılan hikâye ve masallardan. Bir komşunun askere giden oğlu için, ölen yakını veya bir dileği için evlerde dualar okunurdu… Düğünler, mahallece ortaklaşa yapılır,  tam bir coşkuyla güzel anılar paylaşılırdı. Diğer gamlık manasına gelen başkaları için ağlayabilme duygusu da vardı.

Geçtiğimiz hafta, Beykoz Merkez Camii’nde mevlit çıkışı uğradığım muvakkithanede bir kitap buldum. Doç. Dr. Halil Altuntaş’ın yazdığı  “Başkaları İçin Ağlayabilmek” başlıklı. Kitap ilgimi çekince biraz karıştırdım, yazarın dediği gibi dünyayı başkalarının gözünden görebilmek, acılarına ortak olabilmek gerek… Eskiden savaşlar hep vardı ama ülkeler bile bu kadar birbirine girmemişti… Siyasetin bile bir üslubu, nezaketi, kuralları vardı. Yine seçim dönemine gireceğiz. Liderler, milletin bu ülkeyi yöneten vekilleri, ülke yönetiminde söz sahibi olan devlet adamları, medya basın kuruluşları… Lütfen şimdiden ağzınızı bozmayın, birbirinize kör kütük iftiralar atmayın, görgünüzü koruyun.

Eskiye, istesek de dönüş yok elbette… Ancak, şimdiki çocuklar, size de bir çift lafım var, tablet bilgisayarlarınızı, akıllı cep telefonlarınızı bir kenara koyun bir gün de olsa el yapımı mini bir oyuncak alın, hayal dünyanızı daha çok geliştirecek inanın… Elinizdeki oyuncağın,  paranın, büyüklerinizin, kıymetini bilmeye anlamaya çalışın.

Son olarak Allah, insanların, paylaşımların, her şeyin hatta ahir denen şu zamanın bile hayırlısını geçirmeyi nasip etsin kalın sağlıcakla, sımsıcak sevgilerle dostlar.

ZEYNEP KÜÇÜK


Yorumlar

Sevim Güneş 31-12-2013

Harika :)

Çok güzel bir yazı! Bizi geçmişe götürüp getirdiniz.. Tebrik ediyorum Zeynep Hanım. Bütün yazılarınızı takip ediyorum, tarzınız çok hoş.. Kaleminize ve yüreğinize sağlık..

Hasan Aslandağ 02-01-2014

Ağlattınız :)

Eskiyi , gerçek duyguları , görgüyü , mutluluğu , üzüntüyü , vs bu gün yapay bile olmayan-olamayan o günlerdeki normal hayatı çok güzel hatırlamış ve hatırlatmışsınız.Teşekkür ediyorum.

Toplam 2 yorum bulundu. 1-2 arası listeniyor.
Füsun Sökmez "Al Yazmanın Sesi"

SEVGİLİYİ UĞURLARKEN

30-12-2017 Yorum yok. 1567
Gülay Demirel "Konuk Yazar"

ÇOCUKLAR HEPİMİZİN

20-12-2017 Yorum yok. 3030
İsmail Akyel

Sağlıklı Beslenme Önerileri

20-12-2017 Yorum yok. 1891
Ozan Derviş

YETER Kİ HAFIZANIZA İZİN VERİN

20-12-2017 Yorum yok. 1389
Neyir Erkan Şişman

TAHAMMÜLSÜZ TOPLUM

20-12-2017 Yorum yok. 2300
Asiye Çakır

YAŞA(T) BE İNSAN !

20-12-2017 Yorum yok. 1653
Yaprak Akın

BEYKOZ HEPİMİZİN

20-12-2017 Yorum yok. 1860
Adem Öztürk "Beykoz Sevdalısı"

Yeni Bir Umut Yılı İstiyorum

20-12-2017 Yorum yok. 1497
Taner Mert "Mert Beykozlu"

Sevmek Nedir…

11-11-2017 Yorum yok. 3332
Makbule İnaç

BEYKOZ’UN ÇINARLARI (2)

11-11-2017 5 yorum. 2084
Tekin Toklucu "Ters Köşe"

ÇAĞIN VEBASI...!!!

11-11-2017 Yorum yok. 2357
Ergin Tüfekçi

Uzun bir aradan sonra

28-08-2017 Yorum yok. 2796
Cüneyt Pulant

ÜLKEM İÇİN YENİ BİR UMUT

28-08-2017 Yorum yok. 1991
Zeynep Küçük

Duyarlı Ol, Bir İmza da Sen Ver!

02-08-2017 Yorum yok. 2365