ASUDE BAHARLAR ÜLKESİ

13-10-2014 2073 1 yorum. Yorum Ekle

 “Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde;

 Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.

 Ve serin serviler altında kalan kabrinde

 Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter.”

                               ***

 Şair Yahya Kemal, bu güzel dizelerinde ölüm kavramını vurgular. Cahit Sıtkı’nın “Yaş otuz beş, yolun yarısı” ve’ Şaşırdım Kaldım’ şiirindeki “Ölüm kapımda kişner, sabırsız bir at oldu nihayet” diyerek adeta ötelediği bütün şiirlerine yansıyan ölüm korkusu ve tedirginliği Yahya Kemal'in bu şiirlerinde bir "asude bahar ülkesi" olarak algılanır.

 "Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç, 

Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç “

                                ***

“Artık demir almak günü gelmişse zamandan, 

Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.” 
Şiirlerindeki tema da aynıdır.

Hele ölüm gerçeğini rindane bir tavırla uykuya benzeterek kabullenmek, her mizaca uygun değildir bence! Her insan, ölümü anınca tedirgin ürkek ve bir çıkar yol bulma kaygısı taşır. Nitekim Necip Fazıl'a derin nefis muhasebesi yaptıran O’nu inançlı bir şair olmaya iten, hatta Çile'yi yazdıran, bu ölüm kavramı ve bir çıkar yol bulma arayışıdır. Bunu da “Ölüm güzel şey, budur perde arkasından haber/Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?” diyerek ölümü güzel bir sona bağlamasıyla anlayabiliriz.

 Bazı âlimler de şöyle demiştir: “Allah’a âşık olanlar ölümün tatlılığını ölüm geldiğinde se­zerler. Çünkü onlara açılan kavuşma lezzeti, baldan daha tatlıdır.”Tıpkı Mevlana’nın, ölümü Şebi Arus (Düğün kavuşma gecesine)benzetmesi gibi. Ünlü Halk ozanımız Aşık Veysel’in dediği gibi,”Dost dost diye nice nicesine sarıldım. Benim sadık yârim kara topraktır” diye. Topraktan geldik, toprağa gireceğiz… Mayamızda toprak var. Belki de bu yüzden severiz her yağmur sonrası doğadaki o hoş toprak kokusunu…

Uzun süredir yazmak istediğim bir konuydu yemyeşil ağaçlarıyla mezarlıklar, kabristan ve ölüm konusu. Evet… Her gün yolumuzun üzerinde bazen Fatihalar yolladığımız, bazen hiç görmeden pervasızca geçip gittiğimiz mezarlar vardır… Kandilli Kız Lisesindeki edebiyat derslerinde çokça işlediğimiz bu şiirlerdeki manayı aramak ve tabiî ki okumaya çalıştığım alim ve peygamberlerin verdikleri mesajın özünü, hayatın her alanına dönüştürerek yaşamak, benim fırsat buldukça türbe ve kabristan ziyaretleri yapmama vesile oldu.

Osmanlı’nın savaşta, çocuklarının sünnetinde, kendilerince önemli sandıkları her işte onayını almak babındaki ziyaretleri için ilk gittikleri yer; Eyüp Sultan Türbesidir. Benim de fırsat buldukça uğradığım. Öyle bir zat ki, sahabeler sarayının meşhur sultanlarından, Peygambere yanık sevdalı, İstanbul’un medarı iftiharı, Nebiler Nebisi’nin mihmandarı. Asıl adı Halid bin Zeyd olan, Medine’de doğmuş, Allah Resulünden duyduğu bir söz üzerine İstanbul surlarına kadar gelip beka alemine göç etmiş olan Eyüp Sultan’ın, mekânı cennet olsun.

Beşiktaş ile Ortaköy arasında kalan mevkideki Yahya Efendi dergâhı, başlıca gitmeye çalıştığım yerlerden. Çırağan Sarayı’nın karşısındaki dar ve bir o kadar da dik yokuşa tırmanmak, bize   kısa ve bir o kadar zor  hayatı anlatıyor sanki.! Hele bu hayat, Yahya Efendi’nin gittiği sabır ve şükür isteyen bir yolsa… Dergâhın etrafında himmet edilir umudu ile defnedilmiş insanların mezarları var. Dergâhın çevresi ise zaman içersinde mezarlık olmuş. Çok sayıda, tarihe mal olmuş şahsiyetin kabrinin bulunduğu mekânda Padişah hanımları, çocukları, paşalar, buradan uzanmışlar sonsuzluk âlemine.

Hayatın fani olduğu gerçeği, bir yandan, devrilmiş mezar taşlarının matemli görüntüsü bir yandan da Boğaz’ın eşsiz manzarası ile karşımızda duruyor. Gemiler boğazdan, insanlar hayattan gelip geçiyor. Bizler de işlemeli mezar taşlarının önünde, ölümle hayat arasında gidip gelmiyor muyuz? Bizim gibi çok sayıda insan da her gün buraya akın ediyor. Derde giriftar olan, ‘medet!’ diyerek, Yahya Efendi’nin himmet kapısını çalıyor.

İstanbul'da Ashab-ı Kiram'dan sonra medfun bulunan ve üç büyük evliyadan biri olarak tanınan, gönlü sıkılanların,  kendini arayanların kalbi ve ruhi kirlerden arınmak için Rabbine el açmak isteyenlerin bir başka uğrak yeri de avlusunda her saat dualar edilen, maneviyatından hissedar olmak için Zeyrek’teki himmet kapısını çaldıkları Mehmet Emin Tokadi Hazretleri türbesi. Türbenin, herkesin kolayca bulamayacağı kendini koruyan bir konumu var. O yüzden nasibi olanlar davet edilir der halk arasında. Türbeye girerken okunan kitabe sonrası, ibret alınması gereken bu hayata yolculuk başlıyor.

 Böyle kutsal mekânlar, kabirler, bize ölümün gerçek olduğunu fısıldayarak, aslında bizi kendimize getiriyor. Okuduğum bir kitapta, Amerika’da bir mezarlık girişindeki yazılı tabelada ”Bu mezarlık, hayattayken dünyanın ancak kendileri dümende bulunduğu müddetçe yürüyeceğine inanmış insanlarla dolu. Onlar dünyayı çoktan terk ettiler. Fakat dünya, hala yürümeye devam ediyor”yazıyordu. Ne kadar çok anlam yüklemişiz dünyaya değil mi? Oysa bu hayatın geçici olduğunu kalıcı hayatın ise ahirette yaşanacağını bildiğimiz halde!

 Görmek istediğim yerlerden biri de; Galata Mevlevihanesi bahçesindeki  ‘Hamuşan’ yani sessizler, suskunlar yeri anlamındaki “Suskunlar Mezarlığı”.Edebiyatçı yazar İhsan Oktay Anar’ın bu mekâna nazire yaparak yazdığı ‘Suskunlar’ kitabını da okumak gerek. Susmuşlar, yani ölümü tatmış olanlar, günümüzün tabiriyle yeniden dönüşüm gibi, kıştan ilkbahara açılan kapı ya geçmişler gibi… O yüzden eski insanlar, öldü kelimesi yerine göçtü, ahrete uçtu diye söylerlermiş.

Bu manevi yerleri gezerken ve ölümü hatırlarken, sevdiklerimize hergün onları sevdiğimizi söyleyip, kalp gönül kırmamaya ve her işte Allah’ın rızasını gözetmeye dikkat edelim.  

Biraz gezi rehberi gibi olduysa da bu yazım;  benden söylemesi, inanın başka, dingin bir dünyanın içinde bulacaksınız kendinizi!

 Biz her zaman Rabbimizden son nefeste iman ile huzuruna çıkan kullarından olmayı dileyelim. Mana ikliminde bizleri kucaklayan o nurlu havalardan nasipdar olmak için ise İstanbul’umuzu şereflendiren manevi bekçilerin bulunduğu  kutsal mekânlara ziyaretleri geciktirmeyelim.

HEPİNİZE HAYIRLI ZAMANLAR DİLERİM.


Yorumlar

BENGÜ EFSEN 17-10-2014

Suskunlar...

Merhaba,

Tebrik ederim Zeynep Hanım...
İnci gibi işlenmiş,bilgilendirici ve özenli bir yazı...
Ve SUSKUNLAR'ı okumuş bir insan olarak,bahsi geçmesine çok memnun oldum.
Bende okumamış olan arkadaşlarıma öneririm...

Sevgilerimle

Toplam 1 yorum bulundu.
Ozan Derviş

RAMAZAN RUHUNU VE BEREKETİNİ KAYBETMEYELİM

13-06-2018 Yorum yok. 1402
Füsun Sökmez "Al Yazmanın Sesi"

OYUMU NASIL KULLANACAĞIM?

13-06-2018 Yorum yok. 1329
Neyir Erkan Şişman

Seçime Doğru

13-06-2018 Yorum yok. 548
Taner Mert "Mert Beykozlu"

Geleceğin Gençliği

13-06-2018 Yorum yok. 694
Zeynep Küçük

Kahve ve Kitap

13-06-2018 Yorum yok. 479

HOŞGÖRÜ VE SABIR

13-06-2018 Yorum yok. 258
Makbule İnaç

Şeker Tadında Eski Bayramlar

13-06-2018 Yorum yok. 873
Yaprak Akın

İMAR AFFI ÖZETİ

20-06-2018 Yorum yok. 312
Tekin Toklucu "Ters Köşe"

HAKSIZMIYIM… ?

13-06-2018 Yorum yok. 787
Asiye Çakır

NE GÜZEL ÇOCUKLARDIK BİZ!

13-06-2018 Yorum yok. 1603
Cüneyt Pulant

Üslup !

20-05-2018 Yorum yok. 935