MARMARA DENİZİNDE ALARM SESLERİ

08-01-2016 2546 Yorum yok. Yorum Ekle

Öncelikle, bu yazı okunmaz çok uzun diye düşünmemenizi, bu konuda hassas olup yazıyı okumanızı, sabrınızdan dolayı da şimdiden teşekkürlerimi sunarım sevgili okurlarım.

Gelelim konuya… Doğayı, denizlerimizi kendi ellerimizle yok ettiğimizin bir kez daha farkına vardım. Niçin mi? Anadolu yakası Kent Konseyleri toplantılarının bu seferki ev sahibi  Pendik Kent Konseyiydi. Geçen hafta Beykoz Kent Konseyi üyesi olarak katıldığım bu toplantıda bizleri bilgilendirdiklerinden ve misafirperverliklerinden, dolayı onlara teşekkür ediyorum.

Toplantının içeriği  kirlenen deniz ve balıklarımızdı. Katılımcıların kendi semtlerinin konseyleri için genel değerlendirme yapılırken, ayrıca tüm belediyeleri ilgilendiren ‘Ortak Alanımız Deniz’ adlı sunumun da olması dikkatleri çekti. Deniz kirliliği ve Marmara Denizi balık yataklarının korunmasıyla ilgili olan slaytta, sevimli balıkların komik görüntülerini izlerken birden bire onları,  denizi, ne kadar mahvettiğimizin farkına vardık katılımcılar olarak. Aslında Adalar Kent Konseyi üyesi ve ‘Denizle Yaşam Ve Spor Klübü Derneği’ Başkanı Volkan Narcı’nın bu konuyla ilgili çalıştaylarının sunumunu dinlerken, hem Boğaziçi gibi eşsiz bir mekânda yaşamanın kıymetini hem durumun vahametini anladık.

 Tatil beldesi veya denize kıyısı olan girilebilir alanda , dalga sesleri, mis gibi yosun kokusu içinde denize girdiniz..Dalış yaptınız…Peki o anda  siz ya da eşiniz, çocuğunuz yüzerken bir patlama olsa ne olurdu? Kaybolmaya yüz tutan çok çeşitli balık türlerinin üreme yataklarının neresi olduğunu düşündünüz mü? Ya Akdeniz de dahi eşi benzeri olmayan yaklaşık 11 türün Marmara denizinde yaşadığını, korumazsak yok olacaklarını? Marmara denizinin Türkiye ve hatta dünyanın ilk ve tek iç denizi olduğunu, yediğimiz balıkların Marmara’ya, adalar tarafından giriş yaptığını ve burasının balıkların yatağı olduğunu, Mercan ve yosunların deniz için vazgeçilmez oksijen kaynağı olduklarını…

Ayrıca  açıkça yapılan usulsüz avlanma, adalara ana karadan gelen elektrik, su, telefon, doğalgaz gibi hizmet kablolarının,  en önemlisi ise Ambarlı' dan girip Pendik den çıkan BOTAŞ boru hattının bu bölgede içinden geçmesi ile birlikte maalesef yasak olmayan alan içinde olması, olası bir patlamada ise deniz yaşamı ve insan hayatının tehdit edilmesi, uygunsuz gırgır motorlarının avcılığı  ile su altı yaşam ve faunasının geri dönülmez bir uçurumun eşiğinde olduğu, ivedi önlemler alınması gerektiği tespit edildiğini  bu programda öğrendik.

Su altı ve üstü canlıları, doğal yapısı, göç kuşları, bölgeye özgü ekolojik yaşam, usulsüz avlanma sebebi ile bu ekolojik dengenin ve tarihin mirası olan tabiat varlıklarının ve olta balıkçılığının yok olma eşiğine gelmesi de yaşanan tehlikelerden. Görünürde sadece belli bir mekân veya bu işten endüstriyel anlamda para kazanan kesimler etkileniyor gibi olabilir. Size de öyle geldi değil mi? Ama denizler hepimizin; yasaklara uymak ise herkesin görevi olmalı.

Bununla ilgili, yetkililer ve çeşitli dernek üyeleri, topladıkları imza kampanyaları ile bakanlık nezdinde görüşme yapacak. İşin kötüsü de bildiğim kadarıyla,   hassas ekosistemin, doğal resif ve rezerv alanların korunması, gelecek için tür devamlılığının tehlikede olduğu bilinmesi ve bunun korunma zorunluluğu, Ab tarafından korunma altında bulunması önerilen mercan kolonilerinin ölümleri ve muhafaza edilmeleri, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığının 104 nolu harita ile avcılığın yasaklanması yasasının süresinin kısaldığı. Yasada değişiklik yapılması talep edilen maddeler ile 2000 küsür paydaşın imzaları ile yapılan başvuru,  İnşallah sonuç verir.

Atalım, deniz kaybeder… Mantığıyla denize her atılan atık; yaşamımızı tehdit eder halde. Artık deniz kaybetmiyor;  affetmiyor. Geçen izlediğim haberde; Marmara denizi ve İstanbul’da hava kirliliği artık had safhaya ulaşmış durumda… Çok değil bundan birkaç sene önce lüfer yiyebiliyorduk. Beykoz’da çocukluğumda her zaman yediğimiz balık birden yok oldu.  Artık maalesef boyu, nesli küçülen farklı balıkçıklar ile karşı karşıyayız.

İzlediğimiz slaytta, maalesef kötü görüntülere de şahit olduk. İnşaat molozlarının  iskele atık lastiklerinin  deniz diplerine birikip zarar vermesi,  usulsüz ve kaçak olarak  avlanırken dib de bırakılan gırgır ve balıkçı ağlarının balık ve diğer deniz canlılarının yuvalarını, kovukları ve taşlıkların üstünü kaplayarak  burada ki yaşamı yok ettiğini, Türkiye karasuları içinde 24 metre gırgır ve trol ile avlanma yasağı olmasına rağmen yapılan avcılık sonucu kayalara ve dibe takılıp kalan ağların çıkartılmadığı için takılan balıkların bu ağlarda öldüğü;  dipte erimedikleri için de yüzlerce yıl orada kalıp deniz tabanına, kovuk ve balık yuvalarını da kapatarak habitat a da  oldukça fazla zarar verdiğini üzülerek izledik.

 Peki, ne yapabiliriz? Etkinlikte gelen önerilerde de değinildiği üzere, mesela son kullanma tarihi geçmiş ilaçların doğaya atılmasının kuş ve balıkların ölümüne sebep olduğu için toplanması adına kampanya, seminer düzenleyebiliriz. Veya Deniz arama kurtarma ekiplerinden acil afet durumlarında toplumun bilinçlendirilmesi için eğitimler alabiliriz. Öğrencilerin deniz ve yaşamını sevdirmek, tanıtmak için aileleri ile birlikte balık tutma etkinlikleri veya orman, doğa ve deniz kıyı temizliği düzenlenebilir. Gerçekleştireceğimiz “Sosyal Sorumluluk Projeleri” ile farkındalık yaratarak, kirlilik alarmı çalan Marmara Denizi; daha doğrusu geleceğimiz için eko sistemin korunmasına destek olabiliriz.

Gençlerimiz başta olmak üzere herkesi denizlerimize, su altı ve su üstü yaşamına sahip çıkmaları için bilinçlendirip koruma projelerinin katkısı ile daha bilinçli bir deniz sever yaratıp deniz sporlarını herkesin yapabileceği seviyeye getirici çalışmalar içinde olabiliriz. Turmepa gibi birçok deniz derneklerinden okullarımızdaki çocuklarımıza eğitimler, etkileyici görsel şov ve sunumlar yarışmalar koordine edebilir, onların ilgisini su sporlarına çekebiliriz.

 Beykoz, bunun için çok da yerinde ve önemli bir semt. Görüldüğü gibi çare çok. İzlenecek yollar basit. Bu çarelerden bir tanesi de; Beykoz Kent Konseyinin Çalışma Gruplarında yer almak. Adı üzerinde, yaşadığımız ‘Kentin Konseyi’nde söz sahibi olmak isteyen gönüllü üyelere ihtiyaç çok.  O halde hepimize kolay gelsin.


Hacı Arıcı

Yöremiz – Kültürümüz – Tarihimiz

28-09-2018 Yorum yok. 1299
Ozan Derviş

ESKİYEN BİZLER “ESKİMEYEN BEYKOZ”

28-09-2018 Yorum yok. 1459
Neyir Erkan Şişman

Psikolojik-Ekonomik Sıkıntılar

28-09-2018 Yorum yok. 865
Taner Mert "Mert Beykozlu"

“YENİDEN DOĞABİLMEK”

28-09-2018 Yorum yok. 1292
Asiye Çakır

SİZİN GÖZÜNÜZ HANGİSİ... ???

28-09-2018 Yorum yok. 1639

DİLİMİZİ YİTİRİYORUZ

28-09-2018 Yorum yok. 818
Yaprak Akın

BİR RİCAM VAR !

28-09-2018 Yorum yok. 347
Adem Öztürk "Beykoz Sevdalısı"

Ülkenin Hali

28-09-2018 Yorum yok. 655
Tekin Toklucu "Ters Köşe"

GÖZLEM…

28-09-2018 Yorum yok. 608
Ergin Tüfekçi

BEYKOZUMUZ DAKİ TURİZM ELÇİLERİMİZ

15-08-2018 Yorum yok. 963
Cüneyt Pulant

İnsanoğlu iyiliklerle yaşar

15-08-2018 Yorum yok. 1916
Zeynep Küçük

Dilde Doğru Bildiğimiz Yanlışlar: “Galat-ı Meşhurlar”

08-07-2018 Yorum yok. 1217
Füsun Sökmez "Al Yazmanın Sesi"

OYUMU NASIL KULLANACAĞIM?

13-06-2018 Yorum yok. 2410