Bir eğitim öğretim dönemi biterken … Karneler, sınav sonuçları yaklaşırken…

13-06-2016 3983 Yorum yok. Yorum Ekle

28 Eylül de başlayan eğitim öğretim maratonu 17 Haziran Cuma günü son bulacak. Öğrencilerin tümünde tatil heyecanı başladı. Tatil demek özgürlük demek onlar için.

Tüm öğrencilerimize mutlu, hayal ettikleri gibi bir tatil geçirmelerini dileyerek şu günlerde kaygıları ile tatil heyecanı arasında boğuşan ciddi sayıdaki gencimize dönmek istiyorum. Zira bu sorun çok eski zamanlardan bu yana gazete manşetlerine3. sayfa haberi olarak  ne yazık ki konu olmuştur.

Danışan ailelerim bir çoğunluğu (özellikle kış dönemlerinde )ergenlik sürecindeki çocuklarının davranış değişikliği yaşadığı, aşırı gergin olduğu, okulundan olumsuz dönüşler verildiği gibi şikâyetler sıralayarak başvurmaktadırlar. Aile fertleri ile yapılan toplu görüşmelerde kullanılan dil genelde ergen gencimizi suçlama şeklindedir. Biz ebeveynler öncelikle, eğer arzuladığımız eğitimi kendimiz alamadıysak,  ordan başlarız söze .’ ’Ben okuyamadım’ ’,’’Beni okutmadılar’’ ,’’İmkânımız yoktu’’ Sonra sıra çocuklarımıza sunduğumuz imkânlara gelir  : ‘’Her şeyi var’’ ,’’Kendim giymiyorum giydiriyorum’’, ’’Bir sürü para verdim özel ders aldırdım, kursa gönderdim’’ . Peşinden gözlemler suçlamayla karışık aktarılır ’Hiç çalışmadı’’ ,’’Çalışsa başarır’ ’,’’Televizyon seyredeceğine çalışmalıydı’’ ,’’Bundan bir şey olmaz’’ , öğrenci TEOG adayıysa ‘Böyle giderse Fen Lisesi falan zor’’, üniversite adayı ise öğrenci’’ İstanbul olmaz bende dışarı yollamam’’  sürer gider böyle…  Ailenin üyeleri dışında sadece benim olduğum bu görüşmelerde öğrenci suskundur genelde kısa cevaplar veya cevapsız kalan sorular. Bizim gördüğümüz yüz suskundur. Hâlbuki içten içe feryadı tüm aile bireylerinden yüksektir, anla beni der gibi bakar gözlerime. İşte bu nedenle o ilk görüşmede gencimiz ile işbirliğine girebilmektir benim için amaç. Kendinin günah keçisi olarak görülmesine, daha da tehlikesi zamanla kendinin de kendisini günah keçisi ilan etmesine izin veremem.

Başarı ya da başarısızlık sorgulamasını nasıl yapıyoruz biz anne babalar? Neye göre yapıyoruz? Önce ebeveynlerin kendi değer pencerelerine bir göz gezdirmesi birinci adımdır bence. Çocuğumuz için eğitim, kariyer planlamak mıdır doğru olan yoksa eğitim, kariyer planlamasında çocuğumuza destek olmak mı? Amaç olumsuzu bulmak ve olumsuzluklar üzerine giderek onu olumluya dönüştürmeye zorlamak mı? Sözel derslerde başarılı bir öğrencinin başarısız olduğu fen dersleri ile onu yargılamak mı? Sanata yönelik başarılarında, okulda yapacakları bir tiyatro, dans gösterisinde iş yoğunluğu bahanesiyle yanında olamazken bir iş çıkışı elinize aldığınız karnede sadece gördüğünüz zayıf puan ile tüm tatilde planlarını iptal ettiğinizi dile dökmek, bu konuda tartışmak için uzun bir zaman ayırabilmek mi? Okul ziyaretlerinde yaygın olan bir yol seçeriz. Başarısız olduğu dersleri bilir o derslerin öğretmenleri ile görüşmeyi isteriz. Tıpkı karnede de o derse ait notları gördüğümüz gibi. Meslektaşlarım sanırım bana katılacaktır. Okulda müzik, beden eğitimi, din, görsel sanatlar öğretmenleri en az ziyaret edilenlerdir. Dolayısıyla bu konuda yaşanabilecek başarısızlıkta evde en kolay kabul edilecek derslerdir veya diğer derslerinin yüksekliğine bakıp bu notu daha yüksek vermeliydi diyerek hedef değiştirilip öğretmenlere yüklenilen alanlardır. İlk soruma tekrar dönersek biz anne babaların başarı ölçütleri nedir?

Çektiğimiz bu resme belki biraz daha yukardan başlayarak görmeye çalışmak daha sağlıklı olacaktır kanaatineyim. Ergenlik dönemi dendiğinde anne babaların yüzünü bir kaygı kaplar. Çünkü ergenlik ve bunalım, çatışma kelimeleri beraber kazınmıştır hafızalara. Aslında ilk hata burada başlamaktadır. Ergenliğin tanımı, özelliği, olmazsa olmazı bunalım değildir. Ergenlik dönemi, buluğ çağı kişinin belirgin biyolojik değişimler yaşadığı, 9 ile 17 yaş arasındaki gelişim çağıdır. Bu dönemde vücut yapısı, işlevleri değişirken biyolojik etkilerin yanı sıra akran, anne baba etkisi ve çevre etkisiyle kişilikte, düşüncelerde, sosyal davranışlarda hızlı değişimler yaşanır. Son cümlede de yer aldığı gibi bu dönemde çocuğumuzla etkileşimimiz, dönemi etkilemekte, dolayısıyla kişilik oluşumu sırasında rol oynamakta , çocuğumuz üzerinde ömür boyu sürecek izlere imkân sağlamaktadır.

Yukarıda ki bilgiler doğrultusunda Baumrind’in anne babalık tarzlarından üçü üzerine odaklanmak istiyorum.

Otoriter Anne Babalar: Çocuklarının davranışlarını geçmişten gelen değişmez davranış standartlarına göre şekillendirmeye, kontrol etmeye, değerlendirmeye çalışırlar. İtaat bir erdemdir, disiplin ceza olmazsa olmazdır. Çocuklarına bakıldığında kızlarda bağımlılık ve itaatkârlık erkek çocuklarında saldırganlık problemi gözlenmiştir. Coğrafyamızda yaygın olan bir ebeveynlik modelidir.

İzin Verici Anne Babalar: Kontrol edicilik çok azdır. Çocuklarının dürtü, isteklerine genelde kabullenici bir tavır gösterirler. Talepleri yoktur, mantıksaldırlar. Çocukları başarı odaklıdır, sosyal olarak başarı düşüktür. Son yıllarda ülkemizde hızla benimsenen bir modeldir.

Üçüncü  anne baba modeline geçmeden önce; yukarıdaki ebeveynlik modellerinin  birbirlerinin tamamıyla zıttı olduğunu  ve bu ailelerde yetişen çocuklarda ideal olana ulaşmanın oldukça zor olduğunu belirtmek isterim.

Açıklayıcı Otoriter Anne Babalar: Destekleyici ve sevecendirler. Sözlü iletişime önem verirler. Mantıklı ve akıllıca çocuklarına yönlendirme sağlarlar. Bağımsızlığa önem verdikleri gibi zaman zaman talepkardırlar. Bu tür ailelere mensup çocukların sevecen, dost canlısı, başarı odaklı, yetenekli olduğu gözlenmiştir. Ülkemizde hızla yayılması gereken bir aile yapısıdır.

En başa geri dönersek önümüze gelen karneleri, sınav sonuçlarını değerlendirmeden önce kendi ebeveynlik becerilerimizi değerlendirmemiz şarttır. Muhtemelen çoğumuzun içinde eğitim yaşantımıza yönelik keşkeleri vardır. Ya da bizlerin gelişim dönemlerinde ebeveynlik, ergenlik kavramları bu kadar içi dolmadan yaşanmıştır. İşte o zaman size iki küçük sır JBirincisi yaşı ne olursa olsun her çocuk önce bir bireydir ve bizlerin keş kelerimizi tamamlamak üzere programlanmamıştır. Yine bizden dünyaya gelmeleri tam anlamıyla bizimle aynı yeteneklerle donatılacaklarını ifade etmemektedir. Ayrı hayallere, ayrı hedeflere, farklı alanlarda başarılara sahip olmak en doğal haklarıdır. İkincisi gelişen teknolojiye göre cep telefonlarımız, bilgisayarlarımız daha bir sürü eşyamız sık sık değişime uğramaktadır. Hatta telefonumuz her gün güncelleme uyarısı ile bizi güne yetiştirdiğini aktarmaktadır. Teknolojinin hızla geliştiği bir ortamda uyum sağlamaktan kaçınmazken çocuk yetiştirme tekniklerinin bizim yetiştirilme tarzımızla kısıtlanması sanki biraz haksızlık gibi…

Mutluğun, sağlığın, bereketin evinizden eksik olmadığı bir Ramazan ayı geçirmeniz dileklerimle…


Hacı Arıcı

Yöremiz – Kültürümüz – Tarihimiz

28-09-2018 Yorum yok. 1282
Ozan Derviş

ESKİYEN BİZLER “ESKİMEYEN BEYKOZ”

28-09-2018 Yorum yok. 1447
Neyir Erkan Şişman

Psikolojik-Ekonomik Sıkıntılar

28-09-2018 Yorum yok. 850
Taner Mert "Mert Beykozlu"

“YENİDEN DOĞABİLMEK”

28-09-2018 Yorum yok. 1282
Asiye Çakır

SİZİN GÖZÜNÜZ HANGİSİ... ???

28-09-2018 Yorum yok. 1629

DİLİMİZİ YİTİRİYORUZ

28-09-2018 Yorum yok. 808
Yaprak Akın

BİR RİCAM VAR !

28-09-2018 Yorum yok. 329
Adem Öztürk "Beykoz Sevdalısı"

Ülkenin Hali

28-09-2018 Yorum yok. 639
Tekin Toklucu "Ters Köşe"

GÖZLEM…

28-09-2018 Yorum yok. 586
Ergin Tüfekçi

BEYKOZUMUZ DAKİ TURİZM ELÇİLERİMİZ

15-08-2018 Yorum yok. 952
Cüneyt Pulant

İnsanoğlu iyiliklerle yaşar

15-08-2018 Yorum yok. 1904
Zeynep Küçük

Dilde Doğru Bildiğimiz Yanlışlar: “Galat-ı Meşhurlar”

08-07-2018 Yorum yok. 1197
Füsun Sökmez "Al Yazmanın Sesi"

OYUMU NASIL KULLANACAĞIM?

13-06-2018 Yorum yok. 2394