Değerli dostlarım,

16-10-2016 2489 Yorum yok. Yorum Ekle

Belli bir süre sonrası sizlere yeniden merhaba diyebilmenin huzuru ve mutluluğu içerisindeyim. Hepimizin bildiği üzere ülkemiz yine terör saldırısı haberleri ile Kadın cinayetleri, Cinnet geçirip sağa sola zarar veren insanların yaptıkları ile dolu. Televizyonlar felaket tellalı gibi çoğunlukla bu haberleri yayınlıyor. Eğitici, öğretici programlardan uzak hepsi reyting peşinde. Uyutulan bir toplum, akrabalık ilişkileri, komşuluk ilişkileri, beşeri ilişkilerden uzak bir şekilde yaşamaya doğru gidiyoruz. Önceleri sabahları günaydın, hayırlı sabahlar denir, hal hatır sorulurdu. Camiye iki gün gelemeyen kişinin evine gidilir bir şey mi oldu diye sorulurdu. Komşular arasında yardımlaşma ve dayanışma vardı. Ama artık bunları görebilmek ne mümkün. Evet toplumun çoğunluğu okumuş, eğitimli ama maneviyattan yoksun. Büyük büyüklüğünü, küçük ise küçüklüğünü bilemez hale gelmiş. Çok şeyleri kaybediyoruz. Gelecek nesil bunları yaşayamadığı için, hatırlamayacak bile. Hepsi birer hikâye olarak anlatılacak.

Bazen dostlarımla sohbet esnasında değerli dostum Ozan Derviş “Atı alan Üsküdar’ı geçti “ der. Aklıma takıldı. Ne demek bu söz, hikâyesi nedir, nereden geliyor bu söz diye. Araştırınca hikayesi… Bir sabah Köroğlu uyandığında atını bağladığı yerde bulamaz. Bir düşünün Köroğlu gibi birisi için Atından daha mühim ne olabilir. Önce Bolu ve civarlarını arar, sonra civar bölgelerin altını üstüne getirir. Bir zaman sonra atının İstanbul’un Avrupa yakasında olduğunu haber alır. Dolaşırken At pazarında olduğunu görür. Atını hemen tanır. Tabii atı da Köroğlu’nu… Köroğlu atına bindiği gibi hızla uzaklaşır, satıcıda peşinden gider. Sonrası Köroğlu deniz kıyısına ulaştığında bir tekne ile karşıya geçer. Peşinden gelen satıcı oradakilere atı ve biniciyi tarif ederek sorar. Ve içlerinden biri “ Boşuna uğraşma beyim O Atı alan Üsküdar’ı geçti” der.

Birçok değerler elimizden uçup gitmeden kıymetini bilebilsek. Yeniden yaşatabilsek. Geleceğe miras olarak bırakabilsek. Ama bunları yaparken kimseyi incitmeden, kırmadan, hani bir söz vardır, ”Çizmeyi aşmadan”…

Günümüzde bir çoğumuz hemen her konuda bilgi sahibi imiş gibi O işin erbabı gibi yorumlar yapar, hatta o işin ehline bile caka satar, O’na öğretmeye çalışırız. Tıpkı 19.yüzyılda ünlü Fransız ressam Delacroix’in Paris’te açtığı bir sergide, sergiyi gezen bir vatandaşın yaptığı gibi. Ressam bir şövalye resmini orada tamlamak üzere iken gelen kişi resmi dikkatlice izler sağından bakar, solundan bakar, dakikalar geçer. Ressamın dikkatini çeker ve sorar.

-Bu tablo ile çok ilgilendin.

-Evet, Güzel bir tablo ama Şövalyenin çizmesindeki körük kıvrımlarında hatalar var.

-Ressam, peki ama nasıl anladınız bu kadar ince ayrıntıyı der.

-Adam ben kunduracıyım, çizme dikerim der.

Ve ressam hemen tuvalini alır hemen adamın dediği hataları düzeltir. Resim gerçekten tam oldu derken, Adam yine resmin başında durur, şövalyenin pantolonun da ve kemerinde bazı hataların oldu nu söyler o bilmişliği ile. Ressam ise “Bak dostum, Sen kunduracısın, Çizmeden yukarı çıkma” der.

Yani, Herkes en iyi bildiğini, sadece işini yapsa. Her şeyi en iyi ben bilirim gibi ortalıkta dolaşıp insanların, ustaların arasında bilgiçlik taslamasa. Çizmeyi aşmasa. Çünkü Ülkemiz ve toplum bu tür insanlar yüzünden “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan oluyor.” Elimizdekini de kaybediyoruz. Yanlış bilgilendirmelerden dolayı Dini inançlarımızı, kültürümüzü, ananelerimizi, hatta zamanında topraklarımızı da kaybetmişiz.

Dimyat derken..

Dimyat, Mısır’da Süveyş kanalı ağzında bir liman şehri. Eskiden Mısır’ın O meşhur pirinçleri ince hasırdan örülmüş torbalar içerisinde buradan Anadolu’ya getirilirmiş. Dimyat’a pirinç almaya giden bir tüccarın bindiği gemi Akdeniz’de korsanlar tarafından soyulmuş. Tüccarın bütün altınlarını almışlar. Tüccar bin bir zorluklar içerisinde İstanbul’a dönmüş. Pirinç tüccarı O sene iflas etmiş. Tüccar iflas edince kalkıp memleket olan Karaman’a gitmiş. Hani pirinç alacaktı ya, önceden tarlasındaki buğdayları da bulgur tüccarlarına satmış. O sene ev halkıda kışın bulgursuz kalmış. Elimizdekinin kıymetini bilmek, bildiğimiz işin kıymetini bilmek, mesleğimizin kıymetini bilmek. En iyi bildiğimiz işi yapmak, yapan kişiye de saygı duymak. Haddimizi bilmek çizmeyi aşmadan, yoksa elin oğlu gelip atı alıp Üsküdar’ı geçiyor. Bizde arakasında bakıp duruyoruz. Bir büyüğüm derdi ki. ”Su küçüğün, Söz büyüğün” değil. Yıllardır yanlış öğretiliyor. Doğrusu “Söz büyüğün, Sus küçüğün” Büyükler,  bilenler anlatacak, küçükler veya bilmeyenler susacak dinleyecek. Karşımızdakini bıkmadan saygı çerçevesinde, hiddetlenmeden dinlemesini öğrendiğimizde inanıyorum ki çok yol almış olacağız.

Hepinize Sağlık ve huzur diliyorum.

Sevgi ve saygılarımla…


Ozan Derviş

RAMAZAN RUHUNU VE BEREKETİNİ KAYBETMEYELİM

13-06-2018 Yorum yok. 1407
Füsun Sökmez "Al Yazmanın Sesi"

OYUMU NASIL KULLANACAĞIM?

13-06-2018 Yorum yok. 1342
Neyir Erkan Şişman

Seçime Doğru

13-06-2018 Yorum yok. 557
Taner Mert "Mert Beykozlu"

Geleceğin Gençliği

13-06-2018 Yorum yok. 702
Zeynep Küçük

Kahve ve Kitap

13-06-2018 Yorum yok. 486

HOŞGÖRÜ VE SABIR

13-06-2018 Yorum yok. 265
Makbule İnaç

Şeker Tadında Eski Bayramlar

13-06-2018 Yorum yok. 881
Yaprak Akın

İMAR AFFI ÖZETİ

20-06-2018 Yorum yok. 328
Tekin Toklucu "Ters Köşe"

HAKSIZMIYIM… ?

13-06-2018 Yorum yok. 797
Asiye Çakır

NE GÜZEL ÇOCUKLARDIK BİZ!

13-06-2018 Yorum yok. 1606
Cüneyt Pulant

Üslup !

20-05-2018 Yorum yok. 945