Büyüklerimiz hep derdi ki; Doksan dokuz çeşit insan var..!!
Birinin bir başkasına yaptığı ve hayret uyandıran bir ifadeyi
yumuşatan bir söylem olarak bilenimiz çoktur. Bu sözü fazlası ile doğrulayan,
bizleri şaşırtmayan öyle olaylar ile karşılaşıyoruz ki, neredeyse artık normal
işler bunlar demeye ramak kaldı. Hemen her alanda Avrupa, Amerika’yı taklit
ediyor, kendi ülkemizde açtığımız işletmelerin Türkçesi yerine İngilizcesini
tabelaya yazdırıyoruz.
Eğitim’de, iş kurmada, giyim kuşamda, konuşma ve sohbet
dilinde, yiyecek içecek gibi birçok temel gıdada, çocuk yetiştirmede, sporda ve
de hayvan beslemede. 50-60’lı yıllar da doğanlar iyi bilirler. Nüfus daha az,
yeşil alan bol, yerli üretim ve tüketim oranı çok ama çok büyük iken, bahçeli
evlerin önünde çoban köpekleri olurdu, evinde kedi besleyen insanlarımız vardı.
Birde sahipsiz köpekler vardı. Gördüğümüz zaman yolumuzu
değiştirdiğimiz ama saldırısından kurtulamadığımız. En azından ben çok korkar, yolumu
değiştirirdim ya da elime bir sopa veya taş alarak geçerdim köpek olan sokaktan.
Bizleri her gün görse de havlayan, saldıran köpeklerdi bunlar.
Gel zaman git zaman, öncelikle yabancı, akabinde yalılar da
çekilen bazı yerli filmlerde yaşayan zenginlerin evlerinde değişik model, cinslerde
köpeklere şahit olmaya başladık. Yaşadığımız çevrede hiç görmediğimiz cinslerdi
bunlar. Bir köy çocuğu olarak, evimizde kedinin girip çıktığını bilirim ama bir
köpeğin sokak kapısından içeri adım dahi atamazdı. Hayvan sevgimiz olmadığından
mıydı bu?
Kendimizden başka canlının yaşam hakkı olmadığına mı
hükmediyorduk? Elbette ki Hayırrrr…
Zira, dağ taş insan dışında birçok canlının yaşadığı, yiyecek
aradığı, etinden sütünden faydalandığımız bin bir türlü hayvan görmüş
insanlarız. Bildiğimiz, onlarında bir “DOĞA’ları” ve yaşam alanları ve biçimleri olduğu idi. Avlanmak
dışında, kendimize zararı dokunacaklar dışında hiçbirinin üzerine gitmez can
almazdık...
Doğrusu da bu değil mi ??
Zaman o zaman değil, insanlar da o zamandaki insanlar değil. Hayvanlar
da öyle. Demokrasi ve insan haklarının tartışıldığı, hemen her yaşam biçimi ve
faaliyetin ifade edilmesi için bir kitlenin olduğu ülkemizde, bazı çevrelerde
insanın ve yaşamasının, kedi köpek kadar kıymetinin olmadığını gözlemliyorum…
Bununla ilgili birçok örneğim, gözlem aktarımım olabilir. Sizlerin
de var olduğu kanısındayım..
Bazı medya gruplarının da bu konuyu abartarak ve özendirici
bir yaklaşım ile işlediğini de gözlemlemekteyim, ne yazık ki… Şimdi, evinde, mutfağında,
salonunda, hatta yatağında kedi köpekle yaşayan, sarılıp yatan, insanla
yaşamayı değil de hayvan ile yaşamayı seçenlere bir örnek vereyim...
Bundan 10-12 yıl evvel tanıdığım bir arkadaşım vardı. Evinde
bir kedisi olan, onu bırakıp üç beş gün annesinin babasının yanına veya tatile
gidemeyen. Önemli bir konu için kendisini birkaç kez aramış ulaşamamıştım ki;
akşamüzeri telefonumu açtığında nefes nefese idi.
Hayrola neden nefes nefesesin dediğimde, evdeki kedisine
kapıyı açıp çantasını omuzundan bırakmadan ona dolaptan salam vb. yiyecek
vermeye çalışırken açtığını söylediğinde, aklıma, birkaç gün önce konuşamayacak
kadar hasta olup yatarken iki kelime sonra telefonumu kapattığını hatırlatıp… bir
insan ile yaşamanın önemini yineledim…
Daha evvel, çok iyi anlaştığını çok söz dinlemesi ile
övündüğü, kedisinin kendisine bir bardak su getir talimatını verdiğinde ne
yaptığını hatırlattım.
Sonuç net!!! İnsanoğlu insan yerine, başka değerlere yönelince
yanılıp, olmayan sevgilerini, ağzı olup dili olmayan canlılara verdiklerini sanarak,
kendilerini aldatanlar, boynuna tasma takmadan dışarı çıkaramadıkları emir
kullarının, dışarıda neleri koklayıp, ağız sürdüklerini, ayak bastıklarını dahi
inkar ederken, hayvanın gitmek istediği vere gitmemesi için boynunu kırarcasına
çekiştirdiklerine de şahit oldum çok kez. Ve gittikçe, cinsleri de türleri de
takip edilemeyecek çoklukta, oyuncakların canlılarına benzeyen hayvanlar
insanların tatmin aracı haline gelmeye başladı!
Bir ‘’STATÜ’’ !!
edinme uğruna…
Sonuç, son günler de, birilerinin bu anlamsız ‘’STATÜ ve
ÖZENTİ’’ meraklarının ürünleri, köpekler, kiminin yüzünü gözünü, kiminin
kulağını, koparıp gerçek kimliklerini ortaya atarken, Devlet bu konuda haklı
olarak bir takım yaptırımlar yürürlüğe koydu…
Bakalım sonuç ne olacak..!??
Son olarak ta,
Gerçek hayvanlar, maalesef, imitasyonların kuru ve yapay gıda
zulmünden nasiplerini alıp, gerçek avcı kimliklerini dahi unutur olmuş, evde
bahçede zararlı börtü böcek veya çiyan, fare vb. gibi avlarına seyirci kalmaya
başlarken, üreme konusunda ise şirazeleri kaymış neredeyse devamlı üremeye ve
ömürleri kısalmaya başlamış haldeler...
Onları sevdiklerini sanıp iddia eden insanların; kısırlaştırıp,
hayvan haklarını ihlal etmeleri de cabası..!!