80
ihtilali, her on yılda bir ülkemizin Demokrasisine demoklesin kılıcı gibi
inerken, ohh..!! dedirten bir yönetime askerin el koyması olarak bilinmişti. Evren
paşa ve ekibini elleri kızarırcasına alkışlayan çoğunluk Ülkem insanı, aradan
30 yıl geçtikten ve filmi geriye doğru sarmaya başladıktan sonra, Adnan
Menderes ve arkadaşlarının darağacında son bulan hayatlarından itibaren
sistematik darbelerin, dış mihrakların tuzağı olduğuna kani olduğunda, genç
Cumhuriyetimizin kayıplarının haddi hesabı yoktu. Türkiye genelinde okuma yazma
oranı en yüksek ilçenin, ayaklarında gıcır gıcır çizmeleri, cebinde köstekli
saat bulunan yeleği, içindeki tertemiz gömleği ve Atasının sekiz köşeli şapkası
ile tam bir Efendiler diyarı. Köylerinde okul, içinde çocukları, dolup taşan
camileri, özel günler ve bayramlarda köy meydanlarını dolduran o güzelim
insanların yaşadığı ilçe…
Hayatını
kaybeden köylüsü değil komşu köylüsü dahi olsa acısını paylaşmak için, kilometrelerce
yürüyen veya at sırtında oradan oraya koşturan, can insanlar. Merkezi
yönetimlerin ilgisizliği, alt yapı ve yaşam konforunu o güzelim insanlardan her
geçen gün daha çok esirgeyince, ırgatlık, reçberlik ve çiftçilikten daha az
yorucu olan fabrikalarda iş bulmaya, yer yurt edinmeye başladılar. Yol gösteren,
akıl veren olmayınca, dünya nimetlerinden bi haber… arpa, buğday, mısır, patates
ve soğan dışında birkaç ürün daha… hepsi bu kadar… yetecek kadar üretmenin
dışında başka düşünceye itilmemişler… Bu yüzden birçok tat ve lezzete epey bi
uzak yaşanmış yıllar yılı…
Sonuç; Göç
tabi ki…
Geldikleri
şehirde, ayrı ayrı bölgelerde yoğunlaşmalarına rağmen, burada da bir olmayı
birlik olmayı başarmış, MESUDİYELİLER… İlk önce, spor ile futbol ile
birlikteliklerini sürdürmüşler ardından TBMM’de en üst düzeyde temsil edilmiş
bir toplum. Yeter mi? tabi ki yetmez… Türkiye’nin en yüksek tirajlı basın
organında, Başyazarı, Eğitimcileri, Akademisyenleri, Doktorları ve Girişimci iş
insanları yanı sıra profesyonel yöneticiler ile sadece kendi halkının değil, yaşadıkları
bölgedeki her şehirden, her bölgeden insanın sevdiği, Belediye Başkanları,
meclis üyeleri ve mahalle muhtarları. Yetişen sporcuları, sinema ve müzik dünyasında,
hatta tiyatro sahnelerinde de her kademede insanının olduğu yörenin insanları, e
tabi ki tüm bunları tarihe not düşecek, yazarları ile büyüyen bir toplum… Doğup
büyüdüğü toprakların ruhunu gurbette de yaşatan bu mümtaz insanlar topluluğunu
zehirlemeye çalışan, siyaset… Çook uzun zaman ona yenik düşmemek için mücadele
veren insanlar, birlikteliklerinin daha da güçlenmesi için dernekleşme yolunu
seçtiler.. Abdi İpekçi ile sadece İstanbul’da değil, Türkiye’de ses getirdiler...
34 köy futbol takımı ile 45 günlük sürede, adeta Dünya kupası organizasyonu
yaparcasına parmak ısırtıyordu… bu bir örnekti.
Doğup
büyüdükleri toprakları hiçbir zaman unutmadıkları gibi, bu hayattan göçen canlarını
kilometrelerce yol kat ederek topraklarına emanet edenler. Daha çok kenetlenmek
için, yardımlaşmaya destek için yapılan eğlenceli geceler. Örf ve adetlerini
unutmayıp yaşattıkları, çoluk çocuklu, alabildiğine kalabalık düğünlerde, takı
kuyrukları ile desteğini her alanda gösterenler… Fabrikalar, holdingler, plazalar,
konaklar, daire ve araziler… Her şeyleri oldu, herkes gibi…
Kendi
içinden yetişen değerlerinin hep önünde gördükleri dışardan gelen misafirlerine
gösterdikleri olağanüstü misafirperverlik ve ilgi ile de hep dikkati çekmeyi
başarsalar da..! Ülkede vuku bulan siyasi kirliliğin en büyük kurbanı olmaktan
kurtulamadılar…
Ekip ruhunu
terk edip, bireyselliği ön planda tutmaya başlayınca, çok başlılık hortladı..!
hemen her şey çift dikiş olmaya ama büyük bir zafiyetle karşı karşıya kaldı. Ekonomik
gücü olanlar, parası ile yönlendirmelere başladı, o gururlu halk da buna
seyirci kalıp sorgulamayınca, ortalık kendine kariyer planlaması yapmak için, sivil
toplum kuruluşları, vakıflar, spor kulüplerinin müdavimleri olmaya başlarken,
Türkiye
Cumhuriyeti’nin kırsal kalkınma anlamındaki en büyük ikinci projesi ve onun çok
önemli ilk 3 maddesini hayata geçirme anlamında çok önem taşımasına rağmen, projeye önayak
olanların takipsizliği, bölgedeki 9 köyün projenin önemini kavrayamaması ve de
sahip çıkmaması sonucu, heba oldu…
Oysa, burası
için yapılanlar Mesudiye ilçe merkez de yapılsaydı, en azından bugün ilçe merkezi
çok başka konumda olabilirdi…
Ya da endüstriyel
futbol önemsenip, bu işlere emek veren insanların da fikri alınsaydı, Türkiye
ve Avrupa takımlarının hazırlık kamplarını yapabilecekleri şahane tesisler de
bu kapsama alınır, devamlılığı olan bir yatırım, istihdam sahası olabilirdi…
Toplumun
önderleri (!), harika seyirci olmaktan geri kalmadılar. Hatta daha ileriye
gidip, toplumda oluşan (sadece)sosyal
sorunları irdeleyip tabana inmeden, yukarılarda ses getirecek söylemler
geliştirdiklerini sanma yanlışı ile tabanı yok ettiler.!!
90’lı
yıllarda bir ara, toplumu temsil edecek insanların Eğitim, Vizyon ve Misyonları
önem arz edecek dendi, ama orada kaldı. Acı olansa; o fikri ortaya atan
şahıslar, sanki bunu başkaları önermiş gibi, tam tersine, bırakın eğitim durumu
ve vizyonu, insan ilişkileri sıfır olan, dışa kapalı, aydınlık ve ileriye
taşıyacak kapasiteleri kısıtlı kişileri o makamlara yerleştirdiler…
Ve hala
inatla, küçük olsun bizim olsun, bizden olmayan, bizim gibi düşünmeyen bizden değildir
inadındalar… Toplum bölük pörçük, STK’lar siyaseten gruplaşmaların yuvası
olmuş, plan yok proje yok, siyasi gücü olan kendi reklamı için üretmeye
çalışıyorken, Cumhuriyetimizin 100.yılında, 2023 de yapılacak olan,
DÜNYA
DEMOKRASİ FORMU’nun Milat olmasını diliyorum, her bakımdan…
Bekleyelim
görelim… neler olacak..?