Bazen üzülüyorsun, üzüldüğün o olay yıllar geçiyor sevincin oluyor. Hatta düşmanın sandığın kişi(ler) bile, sistemin seni ıslah etmek için gönderdiği eğitmen(ler)in çıkıyor.
Meğer her şey Allah'ın imtihanıymış sonradan anlıyorsun.
Geçmişe o kadar takılıp kalıyoruz ve o kadar melankolik yaşıyoruz ki, an'ı yaşa diye diye yaşamayı unutuyor, bir tarafta SEV kardeşim derken, öte tarafta birbirimize öfke duyup nefret ediyor, toprak olacak bedenlerimizle çırpınıp duruyoruz.
Baki kalan bu kubbede hoş bir seda ise buyurun hepimize kıssadan hisse.
Bir öğretmen öğrencilerine
- Yarın size çok önemli bir hayat dersi vereceğim. Bunun için lütfen hepiniz yanınızda bir çuval patates ve bir büyük poşet getirin...der
Ertesi gün patatesler ve torbalarla gelen öğrencilerinden o patateslerin üzerine, küs oldukları, aynı ortamı paylaşmak istemedikleri ya da affetmeyi reddettikleri kişinin adını yazıp torbanın içine koymalarını ister.
Bazı öğrenciler torbalarına üçer beşer tane patates koyarken bazılarının torbaları neredeyse ağzına kadar dolmuştur.
Öğretmen kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine döner ve bir hafta boyunca evde ,okulda, yolda, serviste, .... nereye giderlerse gitsinler bu torbaları yanlarında taşımalarını söyler....
Bir haftanın sonunda sınıfın tamamı taşıdıkça ağırlaşan yüklerinden yorulur, çürümeye yüz tutmuş patateslerden gelen kokulara dayanamaz olup, bunlardan kurtulmak istediklerini ifade ederler.
İşte o zaman öğretmen üzerinde isim yazılı patates dolu torbaları neden hafta boyunca taşımalarını istediğini açıklar
- Biz başkalarını affedemeyerek onlara ceza verdiğimizi zannediyoruz ya, aslında yaşadığımız problemleri tekrar tekrar dile getirip çözmeyerek kendimize ceza veriyoruz.
Birilerine kin güderek, kızıp, küsüp, gürleyerek kendi hayatlarımızı mahvediyoruz...
Şimdi atın o patatesleri ve o dertlerden ,sıkıntılardan kurtulun ....diyerek mevzuyu bağlar.
-----------------------------------------------
Hayatın içerisinde olmaz yapmam dediğimiz, kınadığımız ne varsa bakıyoruz ki başroldeyiz. Velhasıl olmaz diye bir şey olamaz
Sahip olduklarımızın kıymetini bilmek adına, arada bir empati denilen tılsımı hayatlarımıza yerleştirebilsek, belki de birbirimizi anlama yolunda mesafeleri aşacağız ama nerdeeee ?
Ölümün kime, ne zaman geleceğini Rahmandan başkasının bilemeyeceği ömürlerimizde, yaşıyor -nefes alıyorken yapabileceklerimizi ertelemeden yapmalı, bizi sevenlere ve sevdiklerimize daha fazla zaman ayırmalı, bilerek - bilmeyerek kırdığımız kalpleri tamir etmeli, benin bencilliğine teslim olmak yerine gayeye uygun yaşamak için mücadele etmeliyiz.
Kimi neden, nasıl sevdiğin hiç fark etmez... yaşadığın -sevgin… sevdiğin'in zekatıdır SEN de..
Ve şu da kesin ki; ne kadar sevi(li)yorsan, o kadar yanacaksın biline
İşin özü affetmeden af beklemek, sevmeden sevgi dilemek bencillik.... Yaradan’ın bin kere, milyon kere şans verdiği kuluna ne halin varsa gör demek gaflettir.....
Affedin, affedilin, kalbinizde, ruhunuzda, zihninizde kötülük biriktirmeyin....
Yarın hiç gelmeyebilir ihtimaline karşı, belki de beklediğim gün bugündür deyin ve o en sevgilinin şefaatine layık olabilmek için merhamet ayarlarınızı gözden geçirin.
Şahsi kriterim; Katı bir bedenle, esnek bir zihne sahip olunamaz... İşte bu yüzden kendine bir iyilik yap: RAHATLA
Her kötü iyi, her iyi kötü olmanın eşliğindedir. Ne yaşanmış olursa olsun hatalarını sahiplenmeye cesareti olan her insan mutlaka onarır... Eee bu da erdemdir.
Garip dervişler yollar aşar, insan dediğin ham bir beşer. Bilmediğini bil, bilirim deme!
Anadoluhisarından cümle âleme selametle...